Ağladığımda Mendilim Ol


Ağladığımda Mendilim Ol…!!!

 

Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaham, susadığımda su olmanı; uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her

 

sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum…

 

Sen canımdan öte can, damarımda kanımsın. Sevmeye, okşamaya kıyamadığım, yıllarca yüreğimde saklayıp,

 

kimselere anlatamadığımsın …

 

Ne zaman gözlerine baksam, o ela gözlerinden beyaz güvercinler uçardı mavilere, güller açardı yüzünde ne

 

zaman ellerini tutsam… Hayat bir şiir kadar güzel ve içtendi dağların eteklerinde. Irmakların dilinde söylenen

 

türküler gibiydi sevdamiz, güneş atarken karşı yamaçlara ve pınarlara gülerken kırmızı benekli çiçekler.

 

Bilki sensiz uzak bir dağbaşı ıssızlığıyım, yoksan ürpertilerde tiril tirildir yapraklarım, seni özlemenin

 

korkunç girdabında ve yönünü yitirmiş göçmen bir bulut olur her gece uçurumlara ağlarım…

 

Hüzün kafesteki kuşlara benzer sevdiğim, sarı sarı yapraklara sonbaharda; tütünü bitmiş bir babanın acı

 

gülüşüne benzer, yavrusundan ayrı düşmüş bir ananın gözyaşlarına.

 

Dün yine gökyüzünün masmavi görkemi ve hayalini çizdiğim beyaz bulutlarının altında seni bekledim.

 

Uzaklarda gülümseyen gökkuşağının renkleri içinde aradım seni, yoktun. Yokluğun, bir canavarın dişlerinde

 

yüreğimi kemirip durdu. Yokluğun cehennemim oldu, yokluğun zifiri karanlığım, yokluğun zindanım oldu.

 

Belki bir köşeden çıkıp gelirsin diye bütün gün seni düşleyip, gözlerim ufukta, kucağım dolu sevgi, yüreğimde

 

binbir umutla bekledim; baharlar yeşertip hayallerimde, ölesiye bir özlemle bekledim seni… Seni ne kadar

 

özlediğimi bilirsin. Bilirim elinde olsa; dağları, tepeleri aşar, denizleri, ovaları devirip gelirsin gülüm..

 

İçim özleminle dolup taşıyor, özleminle tutuşuyor gönül bahçemin çiçekleri. Yüreğimin bütün bentleri sana

 

akıyor şimdi. Söz geçiremiyorum yüreğime artık. Düşlerime de sığmıyorsun, büyüyorsun günbegün

 

yüreğimde..

 

Biz seninle bu dünyada hesapsız, çıkarsız, yalansız sevdik birbirimizi.. Yüreğimizin bembeyaz tuvaline maviyi

 

fonlayarak ve aşkın kıpkızıl resmini çizerek aynalara; insanları, kuşları, dağları, çiçekleri, suları da öyle sevdik gülüm.

 

Biz seninle bütün engellere rağmen, bitmez tükenmez bir azimle sevginin doruğuna erişmek için tırmandık

 

hayat yokuşunu. Ve bitip tükenmeyen bir aşkla sevdik yaşamı. Biz seninle uzak dağ başlarına yazdık

 

umutlarımızı gülüm. Denizlere, dalgalara, fırtınalara, acılara, korkulara inat, uçurumlara yazdık sevdamızı.

 

Biz seninle kanatları sevdalı iki güvercindik mavi göklerde. Kanat çırptıkça yükseldik, yükseldikçe sevdalara

 

avcılar düştü peşimize.

 

Zamanın acımazsızlığına, aramızdaki mesafelere, etrafımızdaki çirkinliklere, günübirlik aşklara, saldırılara,

 

satılık sevgilere rağmen; biz yine de yüreğimiz de hiç sönmeyen bir yangınla özledik birbirimizi, en kutsal

 

aşkla sevdik, bekledik kirletmeden umutlarımızı…

 

. Her seher uyanınca dağların esen rüzgarlarına açıyorum penceremi, o ölümüne özlediğim teninin kokusunu

 

bana getirir diye. Bir nebze de olsa dindirir yada söndürür diye yüreğimdeki aşk ateşini… . Özlemin içerimde

 

volkan, vucudum buzlar içindeymiş gibi titriyorum… Dışarda bahar misali sıcağı var ama ben kar

 

altındaymışcasına üşüyorum. ..

 

Her gece ela gözlerini demlerim hayalimde. , Sevdalı gülüşlerini, inci dişlerini demlerim. N e çok severim

 

ellerimi avucunun içine alıp, başımı göğsüne dayamayı. Şimdi her gece insana hayat veren ve yüreğime nakış

 

nakış işledigim sevda sözlerin dolaşıyor kulaklarımda, paylaştığımız ümit dolu hayaller.

 

Yılmak yok bizim için bu yolda. Ağlamak, sızlamak, geriye dönmek hiç yok. Zordur, çetindir bizim sevdamız

 

ama her şeye ve çekilen tüm acılara tüm özlemlere değer. Sabır diyorum. Sabrı da, ümit etmeyi de senden

 

öğrenmiştim. Senden öğrendim sevmeyi, zorluklara karşı direnmeyi. Konuşurken insanın yüzüne dosdoğru,

 

dürüst ve namuslu bakmayı, merhameti, acımayı, insan gibi düşünmeyi senden öğrendim. Senden öğrendim

 

sevdalara türkü yakmayı gülüm..

 

Şimdi sokağıma bakan o balkonun köşesinde dalgın bakışlarla dalıp dalıp gidiyorum uzaklara. Gökyüzü

 

masmavi ve saatler yorgun bir su gibi akıp gidiyor gözlerimde.. Ufka, gökmavisinin kızılla birleştiği o ince

 

sıcak ve yumuşak çizgiye bakıyorum. Bir kuş gelip konuyor saçlarıma, yüreğimi ipekten kanatlarına sarıp

 

sana gönderiyorum…

 

Saatler su gibi akıp gidiyor. İnsanlar dönüyor evlerine.Seni arıyorum yoksun.Kahretsin !”. diyorum.” Ne olur

 

çıkıp gelse, sarılsa boynuma.” İnsanlar gidiyor hayalin akıyor gözlerimde, karışıp gidiyor uzaklara… Seninle

 

suyu pırıl pırıl bir pınarın başında buluşmak, ellerini tutmak, yüreğinin sımsıcak yerinden, ela gözlerinden,

 

narçiçeği dudaklarından öpmek, serin nefesini doyasıya içmek ve doyasıya içime çekmek geçiyor içimden…

 

Sonra sarılıp, sımsıkı kucaklamak ve sevinçten havalara uçmak geçiyor …

 

Seni düşünüyorum. Seni düşünmek gökyüzü olmak gibi bir şey bazen, ya da rotası belli olmayan bir gemiye

 

binip, yeni iklimlere yelken açmak gibi. İnsan olmayan bir adada inip, Robinson gibi insansız bir yaşam kurmak

 

istiyorum. Ve o adada bir ömür yalnız seni beklemek istiyorum…

 

Ağladığımda mendil, güldüğümde kahkaham, susadığımda su olmanı; uyuduğumda rüyalarıma girmeni, her

 

sabah alnımdan öperek uyandırmanı istiyorum…

 

Upuzun köprüler kuruyorum içimdeki yolculuklara sana kavuşmak için, beyaz günlere uzanıp beyaz atlarla,

 

sana getirsinler diye umutlarımı bulutlara yalvarıyorum.

 

Sevgiler büyütüyorum kır çiçeklerinden güneşin kanını emen. Umutlar yeşertiyorum bahar renginde al yeşil,

 

dağlarda kar erirken ceylanlar emziriyorum, melekler uyandırırıyorum her tan ağardığında. Toplamak için

 

bütün düş kırıklarını aynalardan, yıldızlarla selam yolluyorum sana. Ve her gece mavi bir kuş tutup

 

avuçlarıma, dudaklarına gül ve rüzgar iliştirip sana yolluyorum gülüm

 

Her gece kuş olup sana doğru uçmak, ardında serin rüzgarlar bırakarak, dağlar, denizler, ormanlar aşıp, bir

 

pınarın başında menekşe gözlerine konmak geçiyor içimden. Dalgın bakışlarından, sevdalı yüreğinden öpmek

 

geçiyor. O an bütün ağaçlar diz çökmeli diyorum, özleminle kanayan yüreğime. Bütün yıldızlar göz kırpmalı

 

mutluluklara. “Allahım bu kadar mutluluk çok.” deyip, ellerimi gökyüzüne kaldırıp ağlamalıyım. Gökler de

 

ağlamalı benimle, bulutlar, ırmaklar, yıldızlar da ağlamalı…

 

Bir gün gökyüzü gülünce ve geçince üşümesi kalbimin, bütün hasretleri yükleyip rüzgarın kanatlarına,

 

yüreğimde taşıdığım sevda aleviyle, upuzun yollardan çıkıp geleceğim sana…

Yorum Yazin

Please note: Yorumunuz icin tesekkurler.En kisa zamanda Sitede Yayinlanacaktir.